DUSSELDORF
(Eylül, 21, 2006, baydaroglu.blog.com)
gece 3. 1 saat sonra uçacağız. yanlış yola giriyorum. bunca boşlukta uçağı
kaçırma ihtimaline gülüyorum. neyse ki çok kaybolmadan yolu bulup alana
ulaşıyoruz. önce check-in. sonra yurtdışına çıkış haracı. aslında ihracatçı
birliklerine kayıt olanlar ödemiyor. buna karşılık ben üye olan ve ortağı
olduğum şirketin mekanizmasını çalıştırmıyorum. paşa paşa ödüyorum çıkış
parasını. aslında ben ödemiyorum. arkadaş ödüyor. ne farkediyorsa… polis
kontrolünden geçiyoruz. canım sigara çekiyor. bende bitmiş. arkadaş bekleme
salonuna yönleniyor ben sigara bulmaya. karton almak istemiyorum. tek satan yer
de bulamıyorum. sigara içenlerden birine yaklaşıyorum. bir tane istiyorum.
veriyor. geçmiş aklıma üşüşüyor. lisede o zamanlar beş para etmediğini
düşündüğüm bir arkadaştan sigara istemiştim. tavırlarından korkunç derecede
rahatsız olmuş, bu yüzden bir yıl bırakmıştım mereti… hızlı ve derin nefeslerle
sigarayı içiyorum. sigara aldığım adam yanıma geliyor. abi düsseldorf’a mı
diyor. evet diyorum. aslında bırakacağım bu son paketim diyor. kendini
bırakmaya mahkum hissetmek için kararını kamuoyuna deklare etmek istiyor… o
bekleme salonuna yöneliyor… son sigaram bitiyor… kontrolden geçip bekleme
salonuna ulaşıyorum. 5-10 dakika var kalkışa. elektronik ses bizim uçakla
ilgili konuşmaya başlıyor. 45 dakika rötar… koşturmama ve sigaramın tadını
çıkaramadığıma yanıyorum. zaman geçiyor… uçağa biniyoruz… zaman geçiyor.
uçaktan iniyoruz… polis kontrol noktasındayız. dönüş biletimiz yok. alman
kıllanıyor. olmadık sorular soruyor. muhtaç olmadığımızdan olsa gerek biraz
alaylı cevaplıyorum sorularını… daha çok kıllanıyor… pasaportumu ve vizemi
lüp’le incelemeye başlıyor… türkler arkadan konuşuyor… elmas mı inceliyor ne diye…
amca aynı muameleyi diğer arkadaşımıza da geçiyor… ama yapacak bir şeyi
olmadığından paşa paşa kaşeyi basıyor ve geçiyoruz… bir yolunu bulup ta
çalışmak için almanyaya gidenler geliyor aklıma. böylesi bir durumda onların
haleti ruhiyelerini canlandırıyorum kendimde…. allah göstermesin yaşanası ve
tahammül edilesi bir şey değil…
sürpriz yapmak için geldiğimizden kimseye haber vermiyoruz. bir taksiye
biniyoruz. türk olduğu uzaktan belli. bizi bir otele götür diyoruz. götürüyor.
otel de türk. caddeye çıkıyoruz dükkanların kahir ekseriyeti türk. sokakta
türkçe konuşuluyor… küçük bir türkiye olmuş düsseldorf. canlı yayın sırasında
biraderin programına gireceğiz ya bildirimsizliğimiz devam ediyor. el
yordamıyla tüm şehri geziyoruz… ve şok. birader sürpriz yapıyor. program
haftaya kalmış… 2 gün geçiveriyor. dönüyoruz.
Yorumlar
Yorum Gönder