Bir değirmendir cihan
her kimse bekler nevbetin. (Zati)
ARDINDAN EN ÇOK ÜZÜLDÜĞÜMÜZ…
Bağlantıyı al
Facebook
X
Pinterest
E-posta
Diğer Uygulamalar
(Mayıs 8, 2007, baydaroglu.blog.com)
teori şöyle; ardından en çok üzüldüğümüz kişi, en
çok işimize yarayan kişidir… gerçek. kayıplarımızı kolaçan ettiğimizde
bunu görebilir miyiz? görürüz.
O Safranbol’u çok sever. Daha ufakken 5 falan, öyle derdi. Şimdi artık %20 daha büyük. Okula gidiyor. Okuyor, yazıyor. Safranbol değil Safranbolu diyor. Karnesi’nde her şey Pekiyi’ydi. Her akşam babasına masal okuyordu. Ağır işçilik yapıyor, çok emek veriyordu. Babasından sözü almıştı. Ödülü yine Safranbolu’ydu. 2 haftalık sömestir tatilinde Cumartesi sabahtan gidip Pazar akşamdan dönüvereceklerdi. Olmadı. İlk hafta babası hastalandı. Olsun, sonra gideriz dedi. İkinci hafta bu sefer işler sıkıştı. Hafta sonu doluydu yine olmadı. Yine olsundu. Akıllı ve düşünceliydi. Tatil bitti okul başladı. O hafta Cuma günü aldı haberi. Sabah erken kalkıp yola çıkacaklardı. Seve seve yattı, uça uça kalktı. Hayata dair dersleri yola çıkar çıkmaz başladı. Arabada yarım saat uykusunun gelmesi için kafiydi aslında. Ama kararlıydı, uyumayacaktı. Karın aslında su olduğunu... Tabelalarda ne yazdığını... Dikkatsiz şoförleri “baba bi şey diyicem...
Serbest sevişme. Evsiz toplum. Evliliksiz çocuk. Sosyolojik terörizm insanlığı esir alıyor. Ev binlerce yılda kuruldu. Evin çevresindeki kurumlar binlerce yılda gelişti. Ev insanlığın toprağı oldu. İnsanlık bu topraktan koptuğunda köksüz kalır. Başına ne geleceğini seçemez bile. Zira köksüzlerin seçim hakkı yoktur. Anne, baba, dede, amca, hala, teyze, akraba, kan bağı, çocuk, torun; Nişan, nikah, cenaze, miras, varis, mülkiyet... Evliliksiz çocuk ve evsiz toplumla binlerce kavram ölür. Kim kimin babasıdır? Kim kimin çocuğudur? Kim kiminle yatabilir? Kim kime bakmakla yükümlüdür? Kim kimden neden sorumludur? Çok sayıda sorunun cevabı birden fazla olur. Her cevap kaosu büyütmekten başka bir işe yaramaz. Kölelik, evliliksiz çocuk ve evsiz toplumun yegane kaderidir. Bir başınalık, korumasızlık, güvencesizlik... başka bir yol bırakmaz. Ya parçası oldukları kaos ya da onları evsiz bırakan mühendisler insanlığın efendisi olurlar. Avrupa bu kuyuya düştü. Çıkabilir mi bi...
Demirel, Ecevit, Özal, İnönü, Türkeş, Erbakan... 80'li yılların siyasetinde başrol onlarındı. Bir yandan "Şeytandan ve siyasetten Allah'a sığınırım" demiş bir alimden dersleniyor bir yandan siyasete ilgi duyuyordum. Demirel, sanki sahne sanatları icra ediyor, hokus pokus yapıyordu. Ecevit, ya kara sevdaya tutulmuş ya da tutulduğunu sanan bir şairdi. Özal, gariban evin iyi eğitim almış, kelimeleri değişmiş, ailesine yabancılaşmış çalışkan çocuğuydu. İnönü, siyaset kanına şırıngayla verilmiş, ihtiyaçtan oyuncuydu. Türkeş, sevdiğim iki ağabeyim ve neredeyse bütün sülalemin peşinden koştuğu akıncı beyiydi. Erbakan, dinin, milletin ve medeniyetin siyasetçisiydi. Haklarında çok bir araştırma yapmadım. Aşina olmaktan dolayı Türkeş'e, inanmak ve itimat etmekten dolayı Erbakan'a meylim vardı. Bir süre sonra Erbakan sahnede yalnız kaldı. Muhsin Yazıcıoğlu selam verene kadar. Erbakan; Kıbrıs, Taksim Camii,...
Yorumlar
Yorum Gönder